İnsan üzülmek istemez ancak hayattan umut ettiğini alamayınca üzülür. Aslında sorun yaşanan şey değil, zihinde büyüttüğü tablodur. Kafada çizilen resim ne kadar büyükse, gerçek o kadar küçük gelir. İşte o fark insanın içini acıtır. Bir şeyi çok ister fakat onun için yeterli çaba harcamaz. O zaman da sonuç genellikle hayal kırıklığı olur. Yüksekte tutulan beklenti, düşük gayretle birleştiğinde insanı aşağıya çeker.

Hayat, insana istediği kadarını değil, verdiği emekler kadarını geri sunar.
Yaşam sürecinde sözler, vaatler çok önemli, çok kıymetlidir. Çünkü sözler söyleyene büyük anlam ifade eder. Çocuğumuza, eşimize, arkadaşımıza veya ticaretimizde “yapacağım” dediğimizde bir kere daha düşünmek gerekir. Çünkü verdiğimiz, sarf ettiğimiz her söz, karşımızdaki kişide beklenti oluşturur. Yerine gelmeyen her vaat, tutulmayan her söz bozulan güven demektir. Hayal kırıklığı ve doğal olarak mutsuzluk getirir. İnsan eşine bir şey vaat edip arkasında durmadığında problemler yaşamaya başlar. Aslında bozulan şey sadece söz değil, kopmaya başlayan bağdır.
Oysa tam tersi olduğunda bambaşka bir etki doğar. Hiç söz vermeden yapılan küçük bir iyilik bile büyük bir mutluluğa dönüşür. Karşı taraf bir şey beklemezken ufak bir şey insanı çok mutlu edebilir. Çünkü orada sürpriz vardır, beklenen bir şey yoktur.
İnsanları mutlu eden şey beklenilen şeyleri yapması değil, beklenmeyenin verilebilmesidir.
Günlük hayatta da böyledir. İnsanlara günlük koşuşturmanın içinde o an için söz vermek daha kolay gelebilir. “Sonra bakarız”, “hallederiz”, “mutlaka yaparız”. Bunları söylemek o an için iyi hissettirir. Ama o sözler yerine gelmediğinde, kısa süreli öne çekilen mutluluklar, toplamında yerini uzun süreli bir hüsrana bırakır.

İnsanları yoran onları mutsuz eden şey aslında bekledikleriyle yaşananlar arasındaki farktır. Ne kadar yükseltilirse, düşüş o kadar sert olur. Acaba doğru olan davranış az söz vermek midir? Verilen sözü yerine zamanında sürprizler yapabilmek midir?
Hayat, içinde sürprizlerle hiç beklemediğin anda mutluluğu yakalamaktır.
İnsanı en çok yoran şey, henüz gerçekleşmeyene peşinen ödedikleri emeklerdir. Sonrasında da elde edemediği beklentileri değil mi?
Şöyle ilerleyebilmek bizi daha dinamik, mutlu ve başarılı yapmaz mı? Dışarıdan beklenti olmadan, sessizce, elinden gelenin en iyisini yaparak ilerlemek. Bizi en çok mutlu eden hiç beklemediğimiz bir anda, beklemediğimiz bir yerden gelendir. Bazen sürpriz, bazen hiç hesapta olmayan bir hak edişle gelen mutluluk…
Bu hayatta yüzleri en çok gülenler, karşılaştığı sonuçlarla değil, o sonuca giden süreçteki sebeplerle ilgilenirler. Sonuçlardan değil, o sonuca giden yolda yaşadıklarından keyif alırlar.
