Çocukluğunuzda her istediğinizin anında yapıldığı, yüzünüzdeki en küçük düş kırıklığının anında okunduğu bir evde büyüdüğünüzü hayal edin. Anneniz sessizliğinizi cümlelere döker, babanız saatlerce sizi dinler, dedeniz her seferinde gülümseyerek “Sen yeter ki iste” derdi.
Sevginin, ilginin ve fark edilmenin doğuştan gelen, zahmetsiz bir hak olduğunu zannederek büyüyenler için hayatın gerçek, prova yapılmayan sahnesi oldukça sert bir yerdir.
Yetişkinlik kapısını çalıp iş hayatına adım attığınızda o sahnede perdeler açılır. Ve hikaye, tam da orada kabuk değiştirmeye başlar.
Ofisin Görünmeyen Yükü; Beklentiler Kapanı
Ali de tam böyle bir hikayenin kahramanıydı. İşinde son derece titiz, başarılı ve güvenilirdi; bir dosyada gözden kaçan en küçük detayı ilk o yakalardı. Ancak kimsenin görmediği, duymadığı derinlerde başka bir Ali daha vardı.
Sabah masasına oturup bilgisayarını açarken içinden hep aynı cümle geçiyordu:
“Acaba bugün biri yorgun olduğumu fark edecek mi?”
Hazırladığı sunum saatler sürüyor, ama en çok duyduğu cümle yapıcı bir övgü değil, “Şurayı biraz düzenleyelim” oluyordu. Doğum günü unutulduğunda kahve fincanına bakıp gülümsemeye devam ediyor, ama akşam evde telefonu elinden düşürmeyip geç de olsa bir mesaj bekliyordu.
İç sesinin kelimeleri zamanla keskinleşmişti:
“Ben olsam bunu fark ederdim.”
“Ben olsam mutlaka arardım.”
“Ben olsam böyle yapmazdım.”
İşte profesyonel hayatta ve ikili ilişkilerde tükenmişliğin başladığı milat tam olarak bu noktadır: Karşımızdakine asla söylemediğimiz, ama gerçekleşmediğinde içten içe büyüttüğümüz gizli beklentiler listesi.
Beklentiler Karşılanmadığında İletişim Nerede Kopuyor?
Ali, kimseyle kavga etmiyordu. Kimse ona saygısızlık yapmıyordu. Ama çay molalarında hep yalnız kalıyordu. Neden mi? Çünkü içinde biriken o sessiz kırgınlığı, fark etmeden karşısındakilere yansıtıyordu.
Toplantılarda artık yapılan emeği değil, eksik kalan satırları görüyordu. Bir arkadaşı günlerce uğraşıp sunum hazırladığında, ilk cümledeki yazım hatasını işaret ediyordu. Kötü biri değildi; sadece karşılanmamış duygusal ihtiyaçlarını eleştirel bir zırhla korumaya çalışıyordu.
Çarpıcı gerçek, ofiste yeni başlayan birinin şu masum cümlesiyle yüzüne çarptı:
Ali Bey gerçekten çok iyi biri… Ama yanında hep bir sınava giriyormuşum gibi hissediyorum.”
O an her şey yerine oturdu. Ali, iş arkadaşlarından birer aile üyesi olmasını bekliyordu. Onların kendi istekleriyle fark etmesini, aramasını, takdir etmesini istiyordu. İsteklerinin hiçbiri yanlış değildi; ancak tüm mutluluğunu başkalarının reaksiyonuna endekslemek, omuzlarına görünmez ve ezici bir yük yüklüyordu.
Mutluluğu Başkalarının Cebine Koymak
Çoğumuz farkında olmadan hayatımızın direksiyonunu başkalarının onayına teslim ederiz. Mutluluğumuzu bir cebe koyar, sonra da dönüp o cebin bizim istediğimiz zaman dolmasını bekleriz.
Eşimizin günün yorgunluğunu biz söylemeden anlamasını…
İş arkadaşlarımızın harcadığımız mesaiyi tek bakışta takdir etmesini…
Arkadaşlarımızın en zor anımızda hızla yetişmesini bekleriz.
Beklenti yönetimi, hayatı renksiz bir hesaba dökmek demek değildir. Aksine, iletişimin kilit noktası, karşı tarafa asla iletilmeyen telepatik taleplerden vazgeçmektir. İnsanlar zihin okuyucu değildir. Sizin sessizliğinizi kırgınlık olarak okuyabilirler ama o kırgınlığın kökenini bilemezler.
İlk Adımı Atmak; Değişim Nereden Başlar?

Ali, o akşam eve giderken çocukluğunu, ofisteki yalnızlığını ve kurduğu görünmez duvarları düşündü. Ve o gün yönünü değiştirmeye karar verdi.
Ertesi sabah ofise girdiğinde kimseden bir şey beklemedi:
İlk “Günaydın”ı kendisi söyledi.
Arkadaşının hazırladığı sunumda önce harcanan emeği gördü.
Yoğun tempoda koşturan iş arkadaşlarına kahve alıp masalarına bıraktı.
Çünkü asıl sır şuradaydı: Gerçek huzur, insanın başkalarından beklediği sevgiyi, ilgiyi ve anlayışı önce kendisinin sunabilmesiyle başlar.
Bazı kapılar sadece bekleyerek, aralanmasını umarak açılmaz. Beklentilerin o ağır yükünü omuzlarınızdan indirdiğinizde ve ilk adımı cesaretle attığınızda, kapıların kendiliğinden aralandığını görürsünüz.
Bugün kendi ilişkilerinizde, iş yerinizde ya da sosyal hayatınızda o “ilk adımı” atmaya ne dersiniz? Mutluluğunuzu başkasının cebinden alıp kendi ellerinize koymanın tam vakti.
“İLİŞKİLERDE SESSİZ TÜKENMİŞLİĞİN ANATOMİSİ” için 10 yanıt
-
O ilk adımı atamaya çok ihtiyacımız var… O halde O ilk adımı atmaya bende varım.
-
Küçük bir tebessümle ilk adımımızı atabilirsek bizi karşılayan güler yüzler görebiliriz
-
İnsanın ilk adımı karşıdan beklemesi çok ağır yük. Oysaki o yükten kurtulmak çok basit. 🙂
-
-
İnsan bekleye bekleye tükeniyor aslında…
-
Mutluluğu başkalarının cebinden alıp kendi ellerine koymak ne kadar da güzel bir cümle. İnsan hep vermeden almak istiyor. Halbuki önce vermeli sonra da kendiliğinden geliyor zaten
-
Karşılaşmamış beklentiler bizi mutsuzluğa sürükler ilk adımı atanlardan olabilelimm
-
İnsan hep karşısından bekliyor. Eşten, arkadaştan, çocuktan komşudan. Sonra da yalnız kalıyoruz.
-
Küçük bir tebessümle ilk adımımızı atabilirsek bizi karşılayan güler yüzler görebiliriz
-
Fazla fazla karşılanan beklentiler ileride alışkanlığa dönüşüp karşılanmadığı için ne türlü zorluklara dönüşüyor. Yeni bir bakış açısı kazandırdı. Emeğinize sağlık ☘️
-
Beklentinin yanı sıra eksiğini düzeltmesi adı altında hep olumsuz eleştiri yapar olduk. Önce iyi yaptığı işi söylemek sonrasında ise nasıl daha iyi olabilir diye alternatif vermeye ilk adımı atıyorum 💃
Bir yanıt yazın